SON DAKİKA
“ORUÇ VE KUDÜS”
08 Haziran 2018 - Cuma 09:50
S. Ahmet KAYA

Ramazan nedir? 

Oruç tutmak nedir?

İbadet etmek nedir? gibi birçok sorunun sorulduğu ve cevabını bulduğu bir aydır Ramazan… 

Ama gerçekten Ramazan, sadece bir ibadet ayı mıdır? Öyle mi anlamak gerekiyor yahut bu minval üzere mi yaşamak gerekiyor?

"Oruç, insanın bir ay katıldığı ruh şölenidir" diyor Üstat Sezai KARAKOÇ. Evet, Müslüman ruhun 1 ay boyunca katıldığı bu şölen, sıradan bir yemek yememe, insani faaliyetlerden uzak durma ve ibadet etme merasiminden çok, 1 ay boyunca ruhların birlikte hareket etmesi anlamına gelen bir şölendir. Eğer dünyanın her hangi bir yerinde bir Müslüman'ın tırnağına bir diken batsa, dünyanın diğer tarafındaki Müslüman bunun acısını kalbinin derinliklerinde duyuyorsa (ki, duyması gerekiyor), o zaman ruhların birlikte katıldığı bir şöleninden de bahsedebiliriz demektir. Yok, eğer, hemen yanıbaşındaki Müslüman bu acıyı, bu haykırışı hmiyor, görmüyor ise,  o zaman ruhların birlikteliğinden söz etmemiz de mümkün değil demektir.

Oruç'un iki yönü var; insanın kendi kendine ve Yaratıcı'ya döndüğü ve hemhal olduğu yön. Bir diğeri de kendinin dışına çıktığı, yani bireysellikten sıyrılıp daha komün bir hayat anlayışına ve Yaratıcı'ya yöneldiği yön. Müslüman'ı asıl ilgilendiren, Müslümanlığının boyutunun kemale ermesine vesile olan da işte bu yöndür. Çünkü burada, bireysellik yoktur ve tek başına yaşamaktan öte, başkalarının da olduğu ve birlikte bir yaşamın örüldüğü bir hayat anlayışı vardır. Başka bir deyimle "ruhların katıldığı şölen"…

Kudüs, yanıbaşımızda. Ve orada bulunan yürekler/ruhlar, her an yeni bir acı ile yeni bir zulüm ile tanışıyorlar. Artık onların tırnaklarının bir taşa değmesinden dolayı çıkan acının, bizim yüreğimizi de acıtması gerektiği noktasını geçmiş durumundayız. Orada yani Kudüs'te gerçekleşen zulmün, bir şekilde ortaklarından biri olduğumuzu hatta asıl müsebbibin de biz olduğumuzu unutmayalım. 

İşte bu yüzden, bütün bu faaliyetlerin sonucunda Kudüslülerin tırnağı eğer acıtılma ile baş başa bırakılmışsa, asıl hedefte onlar değil, biz varız demektir. Burada asıl maksadın Türkiyeli Müslümanların kökünü kazımaya yönelik bir girişim/hinlik olduğunu unutmayalım. 

Çünkü şu an dünyadaki Müslümanların acısını yüreğinde duyan ve gereğini yerine getiren tek ülke Türkiye, Türkiye'deki Müslümanlar. Öldürülen Filistinlilerle, Türkiyeli Müslümanlar tahrik edilmeye, çirkin bir oyunun içine ekilmeye çalışılıyor.

Hem dünyadaki Müslümanlar hem de dünya, Müslümanların gerçek hamisinin Türkiye olduğunun gerçeğini biliyor artık. Herkesin Türkiye'ye karşı tavrı da bu şekilde… Bu vesileyle başka bir zaman diliminde olmasa bile, başka bir nedenden ötürü olmasa bile en azından Oruç ve Ramazan, biz Türkiyeli Müslümanların bu bilinçle Kudüs olayına yaklaşması gerektiğini hatırlatmalı. Adımlarımız bu minval üzere atılmalı. Düşüncelerimiz, kelimelerimiz, haykırışlarımız hep Kudüs kokmalı, Kudüs üzerine olmalı. Bırakın hayalleri, rüyalarımız bile Kudüs üzerine olmalı. Bütün Mü'min Ruhları, Oruç'un kutsiyeti etrafında bir şölen eşliğinde toplanmalı. Toplanmalı ki, düşmanın yüreğine korku salan İslam Ordusu'nun dirilmiş hali görünsün. 
 
Siyonist düşünce karşısında darmadağın edilmiş bir İslam Coğrafyası, bırakın düşmanın yüreğine korku salmasını, kendi varlığını dahi ispat etme cesaretini gösteremez. 

Bu yoksunluk ve acziyet içinde, Oruç'un dağılmış olan ruhlarımızı tekrar bir araya getirmesi için biz Müslümanların, Oruç'un kutsiyetine yürekten inanarak ve bunu yenilgiye uğramaz bir silah bilerek, her anını kuşanarak meydanlara inmeliyiz. 

Çünkü meydanlar bizim ve bizim olmadığımız bir meydan, insanlık için kayıp bir yaşama ortamıdır. İşte bu yaşama ortamını düşmanın elinden kurtarmak, Siyonist düşüncesinin hayallerinden kurtarmak ancak bir araya gelen ruhların birlikteliği ile bertaraf edilebilir.

Yorumunuz
İsminiz:


Yorumunuz:
Okuyucu Yorumları
Yazarın Diğer Yazıları